Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

AKUPUNKTURUN TARİHÇESİ

 

Akupunktur veya Türkçe'si KURU İĞNE TEDAVİSİ ülkemizde, hala yeteri kadar tanınmıyor. Biz akupunktur doktorları, her ne kadar uğraştıysak da henüz tanıtımda tam olarak başarılı olamadık. Oysa akupunktur Türk icadı bir tedavi şekli. Türkler bu tedaviyi 5-6 bin yıl önce keşfettiler. Çinliler akupunkturu daha sonra öğrenmişler ve gelişmesine büyük katkıda bulunmuşlardır.

Batı Türkleri olarak bizler akupunkturu son zamanlarda OCAK tabir edilen yerlerde devam ettirmişiz. Ocakların dışında bazı doktorlar da akupunkturu dağlama şeklinde devam ettirmişlerdir. Sabuncuzade bu konuda meşhur olmuş bir hekimdir.

Biz ve bizim gibi doktorlar, yurtdışından Türkiye'ye döndükten sonra dernekleşmeler sonunda akupunktur yeniden gündeme gelmiştir. Modern anlamda akupunktur şu anda Türk milletinin hizmetine sunulmuştur.

Akupunktur Sağlık Bakanlığı tarafından da kabul edilerek "Akupunktur Yönetmeliği" yayınlanmıştır. Bu yönetmeliğe göre, doktor olmayanlar akupunktur yapamazlar. Diş hekimleri ise kendi sahalarında akupunktur yapma yetkisine sahiptirler.

AKUPUNKTURUN TÜRKİYE’DEKİ TARİHÇESİ

Baki DÖKME (*)

(*) Rumeli Cad. Efe Sk. 18/2 Osmanbey-İstanbul, Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı, İst Akupunktur Derneği Sekreteri.

AKUPUNKTUR DERGİSİ . CİLT 11 . SAYI 43 . YIL 2001

GİRİŞ

Tarih bir milletin belleğini oluşturur. Tarihini iyi bilen milletler, geleceklerini onun üzerine bina ederler ve hayatta fazla zorluk çekmezler. Tarih bir yerde kayıtlı olmadığı takdirde unutulmaya mahkumdur. Onun için “Tarih yazının icadıyla başlar” sözü doğru bir tespittir. 
Her konunun olduğu gibi akupunkturun da bir tarihçesi var. Onun da unutulmaması için yazılı hale gelmesi gerekiyor. Bunu yazmak tabii ki tıp tarihçilerinin işi. Ancak onların akupunktur tarihçesini yazabilmeleri için kaynağa ihtiyaçları var. Kaynaklardan birini buraya almanın tıp tarihçisinin işini kolaylaştıracağını sanıyorum. Diğer meslektaşlarımın da kaynakça olarak bazı bilgiler aktaracaklarını umarım. Çünkü onlar da bu konuda pek çok olay yaşadılar.İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde ihtisas yapan bir meslektaşımdan aldığım mektuba cevap olarak yazacaklarım, akupunkturun tarihçesinin bir kısmının kayda geçmesine vesile olacak diye düşünüyorum. Meslektaşımdan aldığım mektup şöyle:“Merhaba, Ben Dr. Bahar Çakmak, Cerrahpaşa T. F. de Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon bölümünde asistanım. Akupunkturun Türkiye'ye nasıl geldiğine, akupunkturun Türkiye'deki tarihine dair bilgiye ulaşmak için beni yönlendirir misiniz. İlginiz için teşekkürler. İyi günler..”Akupunkturun Türkiye’deki gelişimi konusunu yazarken yaşadıklarımı anlatmayı uygun gördüm. Böylelikle, sıkıcı olabilecek bir tarihçeyi zevkle okunur hale getirmeyi düşündüm.

TÜRKİYE’DE AKUPUNKTUR

Akupunktur kelimesini hayatımda hiç duymamıştım. İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin son sınıfında okuyordum ve bitirmeme az bir zaman kalmıştı. Anestezi bölümünde staj yapıyorduk. O günkü hocamız Doç. Dr. Abdülkadir Erengül idi. Bir ara arkadaşlar nereden duymuşlarsa duymuşlar, akupunkturun nasıl etk ettiğini sormuşlardı. Abdülkadir Bey “Ben de bilmiyorum, ama herhalde iğnenin ucundan morfin salgılanıyormuş” diye cevapladı.Konu orada kapandı. 28 Kasım 1975’ de fakülteden mezun oldum. 30 Kasım 1975’de Almanya’ya gittim. Nisan 1976’da Osterode Devlet Hastanesinde anestezi ihtisasına başladım. Burası çevre hastanesi olduğu için yakın yerlerdeki iki hastaneye daha bakıyordum. Bir gün Endonezyalı arkadaşım Dr. Sue’nin elinde küçük bir alet görmüştüm. tanımadığım bir aletti. Ne olduğunu sorduğumda “Akupunktoskop” dedi. Akupunktur kelimesini ikinci kez duymuştum. Arkadaşım akupunktur kursuna gittiğini ve öğrenmeye çalıştığını söylemişti. Konuya olan ilgim tam olarak o zaman başlamıştı ama bir fırsat bulup da akupunktur kursuna gidemedim. Anestezi öğrenmek üzere kalp ameliyatlarına katılmak üzere 1976 yılının Aralık ayında Giessen şehrine gönderilmiştim. Burada Prof. Dr. Herget’in ağrı kliniği dikkatimi çekmişti. Burada bir yandan akupunktur yapılıyor, bir yandan da ozon tedavisi, kupa çekme tedavisi uygulanıyordu. Bir hafta boyunca hem anesteziye, hem de ağrı polikliniğine gittim. Artık akupunktura olan ilgim iyice artmıştı. Kursları takip etmeye başladım. İlk gittiğim kurs Dr. Stux’un düzenlediği kurstu. Orada Ceylon (Sri Lanka)’lu Prof. Dr. Jayasuria da ders anlatmıştı.SK meridyeni anlatılırken SK-30 noktası dikkatimi çekmişti ve ben ilk defa burada öğrendiğim bu noktayı Türkiye’den tanıyordum!.. 

Nasıl mı? Anlatayım: Ortaokul yıllarımın başlangıcında Bük’te (Göksu Irmağı’nın kıyısındaki bahçemizin olduğu yerin adı) güya kendi kendime spor yapıyordum.Takla attığım bir sırada belimde bir ağrı hissettim. Çünkü takla atmayı usulüyle yapamamıştım. O günden sonra belimde ve daha sonra sağ bacağımda şiddetli ağrı hissetmeye başlamıştım. Tabii ki bir iki gün içinde okul doktoru Pancar’a (Dr. Pancaroğlu’nun lakabı) gitmiştim. Pancar’ın verdiği ilaçlar maalesef ağrılarımı geçirmemişti. Sıkıntı çekiyordum. Arkadaşlarımdan Çevik “Gel seni Çöp Ali’ye götüreyim. O, kengi (Siyataljinin Silifke’deki adı) ocağıdır” dedi. Gittik. Çöp Ali (İnce birisi olduğu için bu ad takılmış olsa gerek) yan yatmamı söyledi. Ağrıyan bacağım üstte kalmıştı. Çöp Ali ayak baş parmağıyla sağ kalçamda bir noktaya bastırmıştı. Canımın çok yandığını hatırlıyorum. Herhalde ondan dolayı olsa gerek ki, ikinci tedaviye gitmedim. İşte bu kursta gördüğüm SK-30 noktası, Çöp Ali’nin çöktüğü (yani akupressür yaptığı) noktaydı. Kurs konusunda kaldığımız yerden devam edelim. Bir çok kursa gittim. Fakat gittiğim kurslar içerisinde Alman Akupunktur Akademisi en derli toplu olanı geldi bana ve ona devam ettim. 1982 yılında izinli olarak Türkiye’ye gelmiştim. O tarihte Ankara’da Dr. Yakup Buğra ile görüşmüştüm. Görüşme sırasında sadece SK-30 ile ilgili tespitimden dolayı ona “Akupunkturun Türk icadı olabileceği”ni söylemiştim. Yakup Bey, bunun mümkün olamayacağını söylemiş ve bir de sebep öne sürmüştü, ama şu anda o sebebi hatırlamıyorum; kendisinin de hatırlayabileceğini sanmıyorum. Ben ona “Buna rağmen bir araştırmakta fayda var, siz oralısınız; belki bir şeyler bulabilirsiniz” demiştim. Türkiye’ye dönüş tarihim yaklaşıyordu. Dönmeden önce Avusturya’da Viyana Ludwig Boltzmann Akupunktur Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Jochanes Bischko ile mektuplaşmıştım. Bischko “Akupunkturun Türk icadı olabileceği konusunda ” duyumlar aldığını, ama elinde belge olmadığından kesin konuşmasının mümkün olmadığını bildirmişti.Dönmeme yakın Alman Akupunktur Akademisi’nden oranın üyesi olup da Türkiye’ye kesin dönüş yapan Türk doktorlarının isimlerini almıştım. 1 ocak 1984 yılında Türkiye’ye döndüm. Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde uzmanlık bitirme sınavım 23 Şubat 1984’de bitmişti. Bir müddet Ankara’da kalmaya karar verdim. Ankara Nümune Hastanesi’nde Anestezi Başasistanı olarak çalışmaya ve bir cerrah arkadaşımın muayenehanesinde akupunktur yapmaya başladım. Tarihin tam hatırlamıyorum, belki Mart 1984 olabilir, Almanya’dan aldığım belgelerimi bir dilekçeye ekleyerek Sağlık Bakanlığına götürdüm. Resmi olarak akupunktur yapabilmem için bakanlığın iznini istedim. Yetkili bana “Doktor bey, bizim öyle bir bölümümüz yok ki sana izin verelim. Sen belgelerini burada bırakma, kaybolup gitmesin” demişti. Yazılı olarak da akupunktur yapamayacağımı bildirmişlerdi. Bozulmadım tabii... Çünkü maratona yeni başlamıştım ve bu maratonun uzun süreceğini biliyordum. Aldım belgelerimi, çıktım dışarı. “Akupunktur” başlığıyla yazdığım bir yazıyı Tercüman gazetesine vermiştim. 30 Nisan 1984 günü sabahı telefonumun zili çaldı. Karşımdaki kişi Dr. Yakup Buğra idi. Yakup Bey heyecanlı bir şekilde “Tebrik ederim” dedi.. “Tercüman’daki yazınızı okudum; çok heyecanlandım. Yazdığınız gibi akupunktur gerçekten Türk icadı. Bende bununla ilgili belgeler var, onları da Tercüman’da yayınlayalım”..Dr. Yakup Bey’den buları işittiğim için çok memnun olmuştum. Yazdıklarını belgeleriyle birlikte Tercüman yayınladı. Bu yazıyı daha sonra Akupunktur Dergisi’nde de yayınladık. Nedense Ankara beni sarmamıştı, İstanbul’a dönmeye karar verdim. 27 Ağustos’ta İstanbul’daydım. Alman Akupunktur Akademisi’nden 3 kişinin ismini almıştım. Birisi sanırım Adana’daydı ve şimdi onun adını hatırlamıyorum. Bu arkadaşımızla şimdiye kadar hiç karşılaşmadım. Ya Türkiye’de akupunkturla ilgilenmedi, ya da yeniden yurtdışına çıktı ve Türkiye’ye dönmedi. Diğer iki kişiden biri Anestezi uzmanı Dr. Faruk Türeci, biri de Op. Dr. Mehmet Fuat Abut idi. Bu arkadaşlarımızla görüşmenin planlarını yaparken, bir yandan da başka kimlerin akupunktur yaptığını araştırıyordum. Maksadım Türkiye’de akupunktur yapanları bir çatı altında toplamaktı. Dr. Türeci ve Dr. Abut’la görüştüm. Düşüncelerimi açtım. Özellikle Dr. Mehmet bey bu konuda çok istekli ve girişkendi. Ayrıca İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Anestezi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Abdulkadir Erengül, Dr. Hayati Kocal, Dt. Bülent Topbaşı, Dr. Ümit Sakar, Dr. Mustafa Oruçoğlu, Dr. Ahmet Özdemir ile de görüşüp fikirlerimi onlara da açmıştım. Hepimiz dernek kurmada hemfikirdik. Bu arada Dr. Baha Çelik ile de telefon görüşmesi yaptık. Ona da düşüncelerimi açıkladığımda “Biz de bir dernek kuruyoruz” cevabını almıştım. “Peki” demiştim. Gerçekten de her iki derneğin çalışmaları da aynı süreç içinde devam etti. Fakat kuruluş sırasında bir sorunla karşılaşmıştık Her iki dernek de ismini “Akupunktur Derneği” koymuştu. Dernekler masasındaki yetkililer aynı isimde iki dernek olamayacağını bildirince derneğin birinin adı “İstanbul Akupunktur Derneği” oldu, ötekininki “Akupunktur Derneği”Böylece ben bir dernek kurmaya çalışırken iki tane derneğimiz olmuştu. Her iki derneğin kuruluşu da Mayıs 1987’de tamamlanmış, iki dernek de büyük bir hızla çalışmaya başlamıştı. 

İstanbul Akupunktur Derneği bir basın toplantısı yapmıştı. Basın metni aynen şöyleydi: 
“Sayın Basın mensupları;Hepiniz hoş geldiniz. Türkiye’de bulunan akupunktur hekimleri bir araya gelerek ‘İstanbul Akupunktur Derneği’ni kurmuş bulunmaktayız.Dernek aşağıdaki amaçlar için kurulmuştur:

1. Akupunktur ile ilgili bilimsel konularda müzakere etmek, tartışmak ve yayınlamak,

2. Akupunktur alanındaki çalışmaları teşvik etmek ve deneysel çalışmalara yardım etmek,

3. Bu tıp dalı mensuplarının faaliyetlerini koordine etmek,

4. Onları temsil etmek ve haklarını korumak,

5. Bu tıp dalı mensupları arasında işbirliğini kurmak ve bunu geliştirmek,

6.Gerektiğinde Sağlık Bakanlığı’nın müsaadesi çerçevesinde öğretici kurslar açmak,

7. Gün geçtikçe aktüel hale gelen akupunktur tedavisini milletimize daha iyi tanıtmak ve onun hizmetine sunmak.

Yukarıdaki amaçla kurulmuş olan derneğimizin kurucuları ve geçici yönetim kurulu şu isimlerden meydana gelmiştir:

1. Prof. Dr. Abdülkadir Erengül: Başkan

2. Dr. Mehmet Fuat Abut: İkinci Başkan

3. Dr. Baki Dökme: Sekreter

4. Dr. Faruk türeci: Muhassip

5. Dr. Ahmet Öztürk: Yönetim kurulu üyesi

6. Dr. Hayati Kocal: Kurucu üye

7. Dr. Mustafa Oruçoğlu: Kurucu üye

8. Dt. Bülent Topbaşı: Kurucu üye

9. Dt. Hülya Topbaşı: Kurucu üye

10. Dr. Bahattin Yükler: Kurucu üye

11. Dr. Ümit Sakar: Kurucu üye

Teşekkür ederiz.”

Mayıs 1987 ‘de yapılan genel kurulda şu isimler yönetim kuruluna seçilmişlerdi:

1. Dr. Abdülkadir Erengül: Başkan

2. Dr. Mehmet Fuat Abut:İkinci Başkan

3. Dr. Baki Dökme: Sekreter

4. Dr. Hayati Kocal: İkinci Başkan

5. Dt. Bülent Topbaşı: Veznedar. 

Bu 5 kişilik yönetim kurulu uzun yıllar görev yapmıştır. Akupunktur Derneği’nin kurucu yönetim kurulu şu isimlerden oluşmuştu:

1. Dr. Nüzhet Ziyal: Başkan

2. Dr. Baha Çelik: İkinci Başkan

3. Dr. Turgut Göksoy: Sekreter

4. Dt. Ömer Engin (Veznedar)

5. Dt. Şükran Engin

Her iki dernek de değişik tarihlerde (Bazen aynı günlerde) meslektaşlarımızın akupunkturu öğrenmeleri için kurslar açtı, seminerler düzenledi. Bu kurslarda hoca değişimi yapıldı. Akupunktur Derneği’nin kurslarına Dr. Mehmet Abut ve Dr. Baki Dökme katıldı. İstanbul Akupunktur Derneği’nin kurslarına ise Dr. Nüzhet Ziyal ve Dr. Baha Çelik geldi.Kurslarda Klasik Çin akupunkturunun yanı sıra Fransız-Alman ekolü Kulak akupunkturunun başlangıç basamağı da öğretildi. Bir ara iki derneğin birleşmesi gündeme geldi. Yönetim kurulları bir kaç kez bir araya geldi. Fakat birleşme sağlanamadı. Ayrı ayrı çalışmanın daha iyi olacağı kanaatiyle toplantılara son verildi. Fakat bazı çalışmalar birlikte yürütüldü. Mesela 8-10 Aralık 1989 tarihlerinde yapılan I. Ulusal Akupunktur Kongresi’inin organizesi iki dernek tarafından gerçekleştirildi. Dernekler kuruluşlarından itibaren yayın hayatına da atıldılar ve akupunktur dergisi çıkarmaya başladılar. İstanbul Akupunktur Derneği’nin çıkardığı “Akupunktur Dergisi” 1988 yılından beri yayın hayatını devam ettirmektedir. İstanbul Akupunktur Derneği ICMART adlı bir kuruluşa üye olmuştur. Dünya çapında teşkilatlı bulunan bu kuruluşun 6. toplantısı “6.İCMART Dünya Kongresi” adıyla İstanbul’da yapılmış olup, kongrenin ev sahipliğini İstanbul Akupunktur Derneği yapmıştır.Akupunktur Derneği de buna benzer bir kongre gerçekleştirmiştir. İstanbul Akupunktur Derneği, Avusturya Ludwig Boltzmann Akupunktur Enstitüsü ile çalışmalarda bulunarak çeşitli seminerler ile yurt içinde de Tıp fakülteleriyle işbirliği içine girmiş ve çeşitli sempozyumlar gerçekleştirmiştir. Akupunktur Dergisi’nde şu anda yazdığım konuyla ilgili olarak 3 tane yazı çıkmıştır. Bunlar, Dr. Yakup Buğra, Dr. Cevat Yalın ve Dr. Baki Dökme’ye aittir. Dr. Yakup Buğra’nın yazısı akupunkturun tarihi derinliklerini, Dr. Cevat Yalın’ın yazısı Osmanlı dönemini, Dr. Baki Dökme’nin yazısı ise günümüzdeki durumunu içermektedir.

“Acaba bizlerden önce Türkiye’de akupunktur yapan doktor var mıydı?” şeklinde yaptığımız bir araştırmada hastalarımızdan öğrendik ki, evet varmış. Dr. Kayır Doy isimli bir meslektaşımız Nişantaşı’nda 1960’lı yıllarda akupunktur yapmış. Bu meslektaşımız muhtemelen Kafkas kökenli birisi. Ondan önce ise doktorlar akupunkturu, yani kuru iğne tedavisini bıraktıkları için, “Ocak” mensubu olan halk hekimleri çökme (akupressür) tedavisi yapmaktaydılar. Bunun böyle olduğunu yaptığımız bir araştırmayla öğrenmiş ve bu araştırmanın sonucunu Tercüman gazetesinde yazdığımız “Akupunktur” başlıklı yazıda ve başka yayınlarımızda kamuoyuna sunmuştuk.Her iki derneğin ve Sağlık Bakanlığı’nın gayretleri sonucu bakanlığın bünyesinde bir komisyon kuruldu; “Akupunktur Üst Komisyonu”.Nereden nereye gelmiştik. Komisyon kurulduğunda 1984 yılında Sağlık Bakanlığı’na verdiğim dilekçe ve aldığım cevap gelmişti hemen. Komisyonun kuruluşunu büyük bir sevinçle karşılamıştım. 

Akupunktur Komisyonu’na her iki dernekten katılan ilk üyeler şunlardı:

1. Prof. Dr Atilla Varol: Akupunktur Derneği’nden

2. Prof. Dr. Abdülkadir Erengül: İstanbul Akupunktur Derneği’nden

3. Dr. Mehmat Fuat Abut: İstanbul Akupunktur Derneği’nden

4. Dr. Hayati Kocal: İstanbul Akupunktur Derneği’nden

5. Dr. Baki Dökme: İstanbul Akupunktur Derneği’nden

6. Dr. Dr. Nüzhet Ziyal: Akupunktur Derneği’nden.

Şu günlerde değişmediyse Dr. Nüzhet Ziyal ve Dr. Mehmet Abut hala komisyon üyesi olarak çalışmalarına devam ediyorlar. Akupunktur Komisyonu’nun çalışmaları sonucu Türkiye’de ilk defa “Akupunktur Yönetmeliği” hazırlandı ve akupunktur çalışmaları bu yönetmelikle disiplin altına alındı. Yönetmelik 20885 sayılı Resmi Gazete’nin, 3-5. sayfalarında 29.05.1991 tarihinde yayınlanmıştı. Akupunktur Üst Komisyonu yaklaşık 3 yıl önce akupunktur öğreniminin Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılmasını kararlaştırmıştır. Fakat henüz bu çalışma başlamamıştır (Not: Konuyla ilgili olarak yazdığımız ‘TÜRKİYE’DE AKUPUNKTURUN GELECEĞİ’ başlıklı yazımızı okumanız öneririz.” Her iki derneğin geçekleştirdiği kurslardan ön diploma alan meslektaşlarımıza akupunktur Üst Komisyonu tarafından “Akupunktur Yapabilir Sertifikası” verilmiştir. Bakanlık-Komisyon-Dernekler üçlüsünün ortak çalışması sonucu yaklaşık 75 civarında meslektaşımız sertifika almış, daha sonra bir kaç doktora daha sertifika verilmiştir. Dernek çalışmaları bu şekilde devam ederken bir gelişme oldu. Dr. Mehmet Abut Akademik Akupunktur Derneği (AAD)’ni kurdu. Çalışmalarına orada devam etmektedir. AAD’nin kurucuları yönetim kurulu şu kişilerden oluşmuştu:

Dr. Mehmet Abut: Başkan

Dr. Nebahat Sivrikaya: 2. Başkan 

Dr. Hakan Canatay: Sekreter

Dr. Cengiz Pilgir: Muhasip

Dr. Faik Selcen: Veznedar

Ayrıca Dr. Nüzhet Ziyal “Aurikuloterapi Derneği” isimli bir dernek daha kurmuştur. Şu anda 4 tane akupunktur derneği bulunmakta olup, dernek yetkilileri zaman zaman bir araya gelmekte ve akupunktur konusunda fikir alışverişinde bulunmaktadırlar. 

Derneklerin şimdiki yönetim kurulları aşağıdaki kişilerden oluşmuştur: 

Aurikuloterapi Derneği

1. Dr. Nüzhet Ziyal: Başkan

2. Dr. Baha Çelik: 2. Başkan

3. Dr. Murat Topoğlu: Sekreter

4. Dr. Azdağ Bağlas

5. Dr. Kaya Özkuş

Akupunktur Derneği

1. Dr. Nüzhet Ziyal: Başkan

2. Dr. Kaya Özkuş: 2. Başkan

3. Dr. Murat Topoğlu: Sekreter

4. Dr. Baha Çelik

5. Dr. Azdağ Bağlas

Akademik Akupunktur Derneği

1. Dr. Mehmet Fuat Abut: Başkan

2. Dr. Meral Alagün: 2. Başkan

3. Dr. Hakan Canatay: Sekreter

4. Dr. Cengiz Pilgir: Muhasip

5. Dr. Faik Selcen: Veznedar

İstanbul Akupunktur Derneği

1. Dr. AbdülkadirErengül: Başkan

2. Dr. İlhan Öztekin: 2. Başkan

3. Dr. Gürbüz Şeref Temuçin: 2. Başkan

4. Dr. Nurmuhammet Uyguroğlu: Veznedar

5. Dr. Baki Dökme: Sekreter

Akademik Akupunktur Derneği ve İstanbul Akupunktur Derneği ICMART (International Council of Medical Acupuncture and Related Techniques) adlı uluslararası bir kuruluşun üyesidirler (www.icmart.org).

 

TÜRKİYE’DE AKUPUNKTURUN GELECEĞİ

Akupunktur Üst Komisyonu akupunktur öğreniminin, Ankara Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yapılmasını kararlaştırmıştı. Şimdiye kadar aradan 3 yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen bu öğrenim başlamamıştı. Aldığımız son haberlere göre adı geçen fakültenin Biyokimya kürsüsünden Dr. Cemal Bey ile Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji kürsüsünden Dr. Tuğrul Bey, öğrenim konusunda görevlendirilmişler. Kendilerine başarılar diliyoruz. 

İstanbul Akupunktur Derneği akupunkturun sağlam bir temele oturtulması için kurslarına ara vermişti. Çalışmalarımız akupunkturun tıp fakültelerinde ve eğitim hastanelerinde ihtisas dalı olarak kabul edilmesi yönündeydi. Gerek yazılı gerekse sözlü demeçlerimizde bunu sürekli dile getirmekteydik. Bu yüzden Tıp fakültesindeki öğrenimin başlamasını beklemekteydik. Ancak; yine aldığımız haberlere göre olaylar bizim arzu ettiğimiz yönde gelişmemektedir. Eğer bu haberler doğruysa çalışmalar akupunkturun ihtisas dalı haline gelmesi yönünde olmamaktadır. Ya hangi yönde olmaktadır? Bakalım:Güya Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde akupunktur kursu açılacaktır. Bu kurs 3 ay sürecek ve her katılımcıdan 3000 Amerikan Doları alınacaktır. Her kurs için 25 kişilik katılımcı kitlesi hedeflenmektedir. 

Haberler doğru ise o zaman bizim beklediğimiz şekilde gibi bir gelişme olmamaktadır. Bu yüzden kafalarda olumsuz pek çok sorular şekillenmeye başlamaktadır.

Oysa akupunkturun üniversitede ana bilim dalı haline gelmesini istemiştik biz. Bunu isterken de akupunkturla ilgili araştırmaların yapılacağını, meslektaşlarımızın bu konuda uzmanlaşarak insanlarımıza hizmet edeceklerini düşünmüştük. Yoksa üniversitenin bir kurs yeri haline getirileceğini değil. Kursun üniversite çatısı altında yapılmasıyla dernek çatısı altında yapılması arasında ne fark var ki?Peki biz nasıl olmasını arzu etmiştik? İsterseniz yıllardır her fırsatta açıkladığımız fikirlerimizi bir defa daha yazalım:Akupunktur mutlaka üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde ihtisas dalı haline getirilmeli, ana bilim dalı olmalıdır. Akupunktur ihtisası yapmak isteyen meslektaşlarımız TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı)’a girmeli, kazanan hekim 4 (YAZIYLA DÖRT) yıl ihtisas yaparak akupunktur uzmanı olmalıdır. Hekimin tam olarak yetişmesi için, akupunktur öğrenimi sırasında klinik uygulamaların yanı sıra Fizik, Biyokimya, Anatomi, Fizyoloji, Histoloji, Embriyoloji, Sibernetik başta olmak üzere, gerekli bütün klinik ve klinik öncesi dersler akupunktura göre düzenlenerek, ihtisas yapan hekime mutlaka yeniden okutulmalıdır. 

Yeni kurulacak Akupunktur Anabilim Dalı başkanının başlangıçta akupunktur konusunda doçent, ya da profesör olması şart değildir. İhtisas yapacak hekimlerin yetiştirilmesinde ilk planda akupunktur derneklerinden sağlanacak öğretim elemanlarından faydalanılabilir. Bu bir geçiş dönemidir. Önemli olan akupunkturun bir an önce ülkeye tekrar kazandırılmasıdır. Diğer ülkelerde de bu konuda hızlı bir gelişme yaşanmaktadır. Öyleyse gecikmeden sağlam bir şekilde sistem kurulmalıdır. “Önce üniversitede bir kurs yeri açalım, sonra da kürsü kurarız” mantığı bize yol aldırmayacak, aksine kürsü kurulmasını geciktirecektir. Doğrudan doğruya Akupunktur Anabilim dalı kurulmalı ve akupunktur konusunda yapılacak araştırmalara bir an önce başlanmalıdır. Aksi taktirde akupunktur kurslarını bitiren hekimler, bir bilgisayarın son kullanıcısı olmaktan öteye gidemeyeceklerdir. Şu anda bilgisayarın klavyesinde düğmelere basarak bu yazıyı yazıyorum. Bilgisayar bu kadarla sınırlı mı ? Değil tabii..İşte biz sadece yarım yamalak bilgilerle ortaya çıkmış bir son kullanıcı değil, tam donanımlı bir bilgisayar uzmanı istiyoruz. Hastada akupunktur noktasına iğneyi batırdığımızda, ya da herhangi bir uyaran verdiğimizde ortaya çıkan olayları araştıracak, ona göre yeni tedavi yöntemleri geliştirecek araştırmacı akupunktur uzmanı doktorlara ihtiyacımız var bizim.Olayı tam olarak anlatmak için bir de gazeteci tabirini kullanalım. Malum gazetelerin bir mutfak bölümü vardır. Aynen evin mutfağı gibi çalışır. Dışardan gelen bütün malzemeler orada işlenir ve sonuçta okuyucunun (son kullanıcı) eline gazete ulaşır. Akupunktur için de aynı şeyi düşünmek mümkün. Bilimin mutfağı da üniversitedir. Akupunktur, kökü binlerce yıl öncesine dayanan bir bilim dalıdır. Türklerden çıkmış, Türklerle birlikte, Çinliler ve diğer milletler tarafından geliştirilmiştir. Doğu felsefesine göre izah edilen akupunkturun, artık Batı tıbbı düşüncesine göre de izahı yapılmaktadır. Fakat eksiktir. Bu eksikliği niçin Türk doktorları tamamlamasın? İlle de her şeyi başkalarının yapmasını mı beklemeliyiz?

İlaç firmaları akupunktura karşı çıkıyor deniyor, niçin karşı çıksınlar ki ilaç firmaları? Akupunkturun yeri başka, ilaç tedavisinin yeri, hatta cerrahinin yeri başka değil midir? Hangi akupunktur doktoru diyebilir ki “Hayır ben ilaca karşıyım!” Eğer bir hastalık ilaç ve diğer yöntemlerle değil de sadece akupunkturla tedavi edilebiliyorsa, niçin akupunktur yerine öteki tedavilerde ısrarcı olunsun? Ya da herhangi bir hastalık akupunktur yerine ilaçla çok kolay tedavi edilebiliyorsa niçin akupunktura başvurulsun ki?..Hiç unutamıyorum; 1985 yılında Isparta’dan yaşlı bir hasta çıkagelmiş; “Evladım, benim şu şikayetim var, iğnelerinle beni de tedavi ediver , ne olur..” demişti. Oysa ben onu, hiç iğne bile batırmadan dosdoğru rahmetli Orhan Ersek’e ameliyat olması için göndermiştim. Ameliyattan sonra da bana teşekküre gelmişti. 

Akupunktur doktorunun ilaç mı, cerrahi mi, yoksa akupunktur mu diye bir sorunu yoktur; hangisi gerekliyse hastayı ona yönlendirecektir. Çünkü o da bir doktordur. Şu halde ilaç firmalarıyla akupunktur doktoru arasında olumsuz hiç bir konu yoktur, olması için de hiç bir sebep bulunmamaktadır. 

Sonuç olarak; Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde başlayacak olan çalışmanın Türk tıbbı için olumlu sonuçlar doğurmasını diliyor, meslektaşlarımıza başarılar diliyoruz.

Ana Sayfa